Random Post

The Last of Us [Çok Detaylı İnceleme]


Naughty Dog tarafından geliştirilen ve bugün raflardaki yerini alan The Last of Us'ı sizler için inceledik. İşte Naughty Dog'un en iyi PS3 oyunu olarak lanse ettiği The Last of Us.

Naughty Dog firmasını ilk olarak 2001 yılında PS2 için yayınlanan Jak and Daxter oyunuyla tanımıştık. Tabi ki o zamanlar kimse, bu kadar basit bir oyun ile karşımıza çıkan bir firmanın gün gelip de Uncharted serisi gibi PS3’ün mihenk taşı diyebileceğimiz bir üçlemeye imza atabileceğini tahmin etmemişti.

Zaten Naughty Dog ismini bizlere ezberleten de Uncharted üçlemesi olmuştu. İlk Uncharted oyunu Drake’s Fortune ile PS3 piyasasını sallayan Naughty Dog, konsol satışlarının artmasında da önemli bir rol oynamıştı. İlk oyunun ardından gelen Among Thieves ve Drake’s Deception yapımları ile Naughty Dog başarısının tesadüf olmadığını ispatlamış, ismini de sağlamlaştırmıştı. 
Uncharted 3: Drake’s Deception’un gelişim aşamasında firmanın farklı bir planının olduğu gün yüzüne çıkmıştı. 29 Kasım 2011’de Spike Video Games Awards sırasında Times Meydanı’nda “Gözlerinize inanamayacağınız bir PS3 oyunu” sloganıyla duyurulan The Last of Us, PS3 sahiplerini fazlasıyla heyecanlandırmıştı. Yayınlanan tanıtım videosunda bir kıyamet sonrası senaryosu işleneceği gözler önüne serilen yapımın ayrıntıları ise senaryonun farklı bir boyutta olacağını bizlere gösteriyordu.

Yavaş yavaş, The Last of Us

Naughty Dog, The Last of Us’un hikayesini oyunculara açık açık gösteren bir video yayınlamak yerine ilk başta, bir belgeselden alıntı yaparak Crodyceps Unilateralis isimli parazit bir mantarın gerçek hayattan görüntülerine yer vermişti. Ardından Uncharted 3: Drake’s Deception’da ortaya çıkan “bilim adamları ölümcül mantarlara çare bulmakta zorlanıyorlar” şeklinde etrafta bulunan belgelere rastlamıştık. Bu da aslında The Last of Us’a ince bir göndermeydi. Bu şekilde gün geçtikçe oyunun mantarlardan bulaşan bir hastalığın insanlığın sonunu nasıl getireceğini konu edinen bir senaryoya sahip olduğunu da öğrenmiş olduk.
Tüm bu olaylar gerçekleşirken oyuncuların aklındaki soru ise, Uncharted 3 üzerine yoğunlaşan firmanın hangi ara da bu kadar kaliteli bir oyunu geliştirmeye başladığıydı. Hatta bazı kesimler The Last of Us’ın beklendiği kadar kaliteli bir yapım olamayacağını bile ileri sürmüştü. Şimdi Naughty Dog’un yeni TPS tarzı yapımıyla bu kesimi ne derece yanılttığına beraber göz atalım.


Kıyamet yaklaşıyor
Oyuna ilk başladığınız da kulağınıza gelen müzikler ve oynanış ritmi sizi bir an Quantic Dream imzalı Heavy Rain’e götürüyor. Oyundaki bu duygusal havanın ve ağır oynanış ritminin bir aksiyon oyununda ne işi var diye düşünürken olaylar yavaş yavaş gelişmeye başlıyor. Oyunun yapımcıları, The Last of Us’un tanıtımını nasıl ağırdan aldılarsa, oyunun senaryosunun tam olarak ortaya çıkması da o denli yavaş gerçekleşiyor. Yani birçok oyunda olduğu gibi orta metrajlı bir giriş videosunun ardından kendinizi tüm olayların içinde buluvermiyorsunuz.

Her şeyin yolunda gittiği (ya da o anda yönettiğimiz karakterin gözünden bize öyle görünüyor) bir anda, gelişen olayların akabinde kendimizi 20 yıl sonrasında, harabeye dönmüş bir evde, kanepeye uzanmış bir şekilde buluyoruz. (Oyunu oynayacak arkadaşlara spoiler vermemek adına arada yaşanan olayları es geçiyorum.)
Beklenmedik serüven
Oyundaki ana karakterimiz olan Joel, her şeyini kaybetmiş, biraz Sam Fisher’ı birazda Nathan Drake’i anımsatan imajıyla çantasını sırtına takıp yollara düşüyor. 20 yıl öncesinde patlak veren salgın tüm dünyayı etkilemiş, şehirler yıkılmış, etraf harabeye dönmüş ve insanlıktan geriye pek bir şey kalmamıştır. Böyle bir dünyada sağ kalan şanslı bir grup insan arasında yer alan Joel, geçimini ise karaborsacılık ile sağlamaktadır. Şehrin karantinaya alınan kesimi ordu tarafından kontrol edilmektedir. Sıkıyönetim ilan edilmiş ve paranın geçmediği bir dünya ortaya çıkmıştır. İnsanlar salgından korunabilmek adına bazı ilaçlara sığınmış, bu ilaçlar ise çeşitli yollarla elde edilebilen karneler aracılığı ile sağlanmaktadır. Tabi sıkıyönetim olur da böyle bir duruma başkaldıranlar olmaz mı?
Kovaladıkça saldıran Ateş Böcekleri   
İşte bu nokta da devreye Ateş Böceği isimli bir örgüt giriyor. Kendine Ateş Böcekleri ismini veren bu grup orduya karşı savaşarak sıkıyönetimi kırmaya ve yönetimde söz sahibi olmaya çalışmaktadır. Böyle bir dünya da içinde pekte yaşama isteği kalmamış olan Joel, sadık dostu Tess ile oradan oraya savrulmaktadır. Olaylar böyle monoton bir şekilde ilerlerken bir gün Joel’in karşısına zorunlu bir teklif çıkar.
Joel arkadaşının da istediğini kırmayarak Ellie isimli sırlarla dolu bir kızı sıkıyönetimin dışına çıkarmaya söz verir. Joel duruma basit bir kargoculuk deneyimi olarak bakarken bir anda olaylar hiç beklenmedik bir boyuta ulaşır. Ellie’nin sakladığı sır, insanlık açısından büyük bir önem arz etmektedir. Kısa süre içerisinde Ellie’yi kızı yerine koyan Joel, bir anda kendisini ordudan ve hastalıklı insanlardan kaçarak hayatta kalmaya çalıştığı bir serüvenin içerisinde bulur.
Dişe diş mücadele mi? Sinsice iş bitirmek mi?
The Last of Us her ne kadar hayatta kalmaya dayalı bir aksiyon oyunu olarak lanse edilse de benzerleri gibi etrafta sıkça cephane bulabileceğiniz, düşmanlarınızın üzerine hiç bitmeyecekmiş gibi mermilerinizi boşaltabileceğiniz bir yapımdan çok uzak. Oyunda bulacağınız, her bir mermi, düşmanlarınızı öldürmenize yarayacak eşyalar adeta altın değerinde. Yine de bu durumun sizi sıkıntıya sokacağını fazla düşünmeyin.
Çünkü yapımcılar Joel’i bu gibi durumlarla başa çıkabilecek birbirinden önemli yeteneklerle donatmışlar. Şöyle ki, The Last of Us’ta önünüze çıkan her hastalıklı insanı ya da askeri öldürmeniz gerekmiyor. Onlara görünmeden ya da dikkatlerini başka bir yöne çekerek oradan hızla uzaklaşabiliyorsunuz. Çevre ile etkileşimin son derece üst düzeyde olduğu yapımda etrafta gördüğünüz birçok nesneyi kullanabiliyorsunuz.
Örneğin hastalığa yakalanmış bir insanın yakınından geçerken gideceğiniz yerin zıttı bir istikamete doğru cam şişeler atarak dikkatlerini o yöne doğru kaydırabiliyorsunuz. Ya da mermi harcamak istemediğiniz ordu askerleri ile karşılaştığınızda etraflarından dolaşabiliyor, ya da arkalarından sessizce yaklaşarak işlerini bitirebiliyorsunuz. Az önce de bahsettiğim gibi, The Last of Us salt bir aksiyon oyunu değil. Yani oyun içinde bazen gizlenerek ilerliyor, bazen de düşmanlarınızı öldürüyorsunuz. Hazır yeri gelmişken serüvenimiz esnasında karşımıza çıkan düşmanlardan da biraz bahsedelim.
İnsanlara ve insanlıktan çıkmışlara karşı bir mücadele
The Last of Us’ta yeri geldiğinde ordu askerlerine, yeri geldiğinde Ateş Böceği üyelerine yeri geldiğinde de hastalıklı insanlara karşı mücadele ediyoruz. Mücadele ediyoruz diyorum çünkü öyle anlar geliyor ki karşınızdaki düşmanla yumruk yumruğa bir kavgaya tutuşmanız gerekebiliyor.
Yapımdaki yakın dövüş sisteminin son derece iyi işlediği bu sahnelerde, Joel genelde yumruklarını ve o arada sırtında taşıdığı sopa, demir boru gibi nesneleri kullanıyor. Aslında yakın dövüş sahnelerinde sadece yumruklarımızın yanı sıra daha renkli bir kombo sistemi olsaymış fena durmazmış. Fakat Joel’in yaşını göz önüne aldığımızda bu kadarı da makul diyebiliriz. Şimdi, konuyu fazla dağıtmadan tekrardan düşmanlarımızla olan mücadelemize dönelim.
Ordu askerleri ve Ateş Böceği üyeleri size genel olarak ateşli silahla karşılık veriyorlar. Oyundaki çevre tasarımı sayesinde bir çok mekanda bu düşman gruplarına karşı gizlice yaklaşıp onları etkisiz hale getirebiliyoruz. Ateşli çatışmalara girmek zorunda kaldığımız anlarda ise (bu gibi durumlara genelde bizi fark ettiklerinde giriyoruz) nesnelerin arkasına eğilerek siper alıyor ve yaptığımız isabetli atışlarla düşmanlarımızın hakkından geliyoruz. Oyundaki atış sistemi son derece tutarlı olduğundan, düşmanlarımızı kafasına tek atışta, gövdesine ise birkaç atış yaparak haklayabiliyoruz.
Oyunda bizleri asıl zorlayanlar ise hastalıklı insanlar oluyor. Bizi fark ettikleri anda askerler gibi sağa sola kaçışıp siper almak yerine, grup olarak doğrudan üzerimize saldırdıkları için hareket alanımızı kısıtlıyorlar. Ayrıca Cordyceps (Tıkırdayıcı) isimli tamamen mantarlaşmış ve körleşmiş olan hastalıklı insanlar bizi tek seferde öldürebiliyorlar. Bu yaratıklar (artık insanlıktan çıkmışlar) yarasa misali etrafa ses dalgaları göndererek yerinizi bulmaya çalışıyorlar.
Bu yaratıklarla karşılaştığınızda yapmanız gereken en makul şey onlara sessizce yaklaşıp bıçaklamak oluyor. Eğer etrafta tek bir tane Cordyceps varsa ateşli silahla vurmanız bir sorun teşkil etmeyecektir ancak, birden fazla Cordyceps olduğunda siz diğerine ateş ederken sese yönelerek sizi buluyor ve üzerinize atlayarak öldürüyor.
Diğer hastalıklı insanlarımız ise Cordycepsler kadar tehlikeli değiller. Hush adı verilen bu hastalıklı insanlar genel itibari ile alışık olduğumuz zombi türlerine daha çok benziyor. Kısmen de olsa yavaş hareket eden Hushlar bize pek fazla sorun çıkarmıyor. Hushları öldürmek için yakınlarına sessizce yaklaşıp boğmamız yeterli oluyor. Hushlar karşımıza çoğu zaman ya bir cesedi yemekle meşgul bir biçim de ya da acıdan kıvranıyorken çıkıyor.
Yani biz pekte umurlarında olmuyoruz. Açıkçası karşınıza çıkan Hushlar için mermi ziyan etmenizi pek tavsiye etmem. (Tabi koşar adım üzerinize geliyorlarsa o zaman iş değişir.) Bir oda dolusu olsalar bile hepsinin sessizce hakkından gelebiliyoruz. Bir de oyunda ara sıra karşımıza çıkan bölüm sonu canavarı olarak nitelendirebileceğimiz devasa yaratıklar mevcut. (Devasadan kastım normal insandan bir buçuk kat daha iri olan yaratıklar. Ya da şöyle tanımlayayım, Shaquill O’neil’ın hastalık kapmış ve dönüşmüş halini düşünün. İşte öyle bir şey.)
Yaratıcı olun, hayatta kalın
Gelelim oyunumuzun yaratıcı kısımlarına. Daha önce de bahsettiğim gibioyun yapımcıları Joel’i pek çok yetenekle donatmış. Bu yeteneklerin en önemlisi de çevreden bulduğumuz işe yaramaz parçaları birleştirerek sağlık paketi, çakı, molotof kokteyli gibi envanterler elde etmek. Mesela bir çakı elde edebilmek için kırık makas parçaları ve paçavra bezine ihtiyacımız var. Ya da sağlık paketi veya molotof kokteyli elde edebilmek için alkole ve paçavra bezine ihtiyaç duyuyoruz. Bu örnekler siz oyunda ilerledikçe çoğalıyor. Hazır bu envanter elde etme olayına girmişken oyundaki silah geliştirme menüsüne de değinelim.
Oyunda topladığımız dişli şeklindeki objelerle silahlarımızı geliştirebiliyoruz. Silahları geliştirebilmek için oyun içerisinde bulunan alet kutularına ve silah geliştirme masalarına ihtiyacımız var. Bu alet kutuları ve masalardan birini bulduğumuzda topladığımız objelerle silahımızın atış gücünü, mermi doldurma hızını ve benzeri özelliklerini geliştirebiliyoruz. Dilersek yakın dövüş silahlarına bazı eklemeler de yapabiliyoruz.
Mesela tahta bir sopanın ucuna bıçak bağlayarak onu daha ölümcül bir hale getirebiliyoruz. Bu arada şunu da belirtmek isterim; The Last of Us’ta tabancadan, yaya kadar pek çok silahı kuşanabiliyoruz. Ayrıca etrafta bulduğumuz ilaçlarla da sağlık barımızı uzatabiliyor, iyileşme hızımızı kısaltabiliyor ya da duyuş mesafemizi arttırabiliyoruz.
Stratejinizi iyi belirleyin
The Last of Us’ta elde ettiğimiz her bir envanterin kendine has kullanım noktaları bulunmakta. Mesela paçavra bezi ve makas kullanarak elde ettiğiniz bir çakıyı elinize alıp sağa sola sallayarak dolaşamıyorsunuz. Çakının asıl görevi Crodycepslere gizlice yaklaşıp kolayca öldürmemizi sağlamak. Aynı şekilde elde ettiğimiz molotof kokteylini ise kalabalık gruplara karşı kullanmak en akıllıca hamlemiz olacaktır.
Çünkü Molotof kokteyli attığımız hastalıklı insanlar üzerindeki ateşi etraflarındaki düşmanlarımıza da bulaştırdıklarından bize büyük bir avantaj sağlıyorlar. Bunların dışında bize avantaj sağlayan diğer bir unsur ise Joel’in üstün duyu kapasitesi. Joel duyma duyusuna odaklandığında duvarların arkasında kim var kim yok görebiliyor. Dahası hastalıklı bir insan mı, asker mi bunu bile ayırt edebiliyor.
Joel’in atıldığı bu serüvende Ellie ve Tess’te ellerinden geldiğince ve yanımızda oldukları sürece bize yardımcı olmaya çalışıyor. Ayrıca zaman zaman yol üzerinde karşımıza çıkan eski tanıdıklar da bize yardımda bulunuyorlar. Her ne kadar zaman zaman "sen önden git biz arkandayız" gibi bir hava oluşsa da genel itibari ile bir takım olarak hareket ediyoruz.
Yapay zekanın son derece önemli olduğu bu gibi durumlarda The Last of Us bizi yarı yolda bırakmıyor. Gerek yanımızda bize eşlik eden yoldaşlarımız, gerekse karşımıza çıkan askerler son derece tutarlı davranışlar sergiliyorlar. (Crodycepsler ve Hushlara bir şey demiyorum, çünkü onların kafa zaten gitmiş.) Mesela karşımıza çıkan silahlı düşmanlarımız bizim silahımızı görene kadar o kadar asabi davranmıyorlar. Daha çok üzerimize yürüyüp bizi yumruklamayı tercih ediyorlar.
Fakat silahımıza bir kere davrandık mı, onlarında davranışları değişiyor ve bize karşı ellerinde ne varsa kullanıyorlar. Ayrıca bir kere çatışmaya girdiğimiz bir düşmana görünmeden yaklaşma şansımızın da her zaman mevcut olduğunu söylemeliyim. Misal, Crysis’te düşmanlarınız sizi bir kere gördü mü daha uzaya çıksanız izinizi bulabiliyordu. The Last of Us’ın bu özelliği çok gerçekçi ve oynanışı da çok daha iyi bir seviyeye çıkartıyor.
Silah öldürmek için her zaman tek yol değildir
En azından savaşırken dümdüz çatışmak yerine kendinizce stratejiler geliştiriyorsunuz. Şuradan ateş edip hemen arkalarına dolaşarak boğarak öldürsem acaba nasıl olur gibisinden kendinizi sorguluyorsunuz. Ayrıca oyunda çevrede bulduğunuz bazı dokümanlar da bir sonraki oda da ya da bir sonraki bölümde sizi nelerin beklediği hakkında bilgilendiriyor.
Örneğin bir askerin yazdığı notta A noktasında Cordycepslerin bulunduğu belirtiliyor. Sizde buna göre stratejinizi belirleyerek elinizdekilerle molotof mu, yoksa sağlık paketi mi yapacağınıza karar veriyorsunuz. Ayrıca bu dökümanlar bize etrafta gizlenmiş nesneler hakkında da bilgiler veriyor. Bu sayede kimi zaman bir bavul dolusu obje, kimi zaman da çelik bir kasanın içerisine gizlenmiş bir sürü mermi bulabiliyoruz. Tabi etrafta işe yarar bir şeyler bulmak için dolaşırken hastalıklı insanlar için kurulmuş tuzaklara da dikkat etmenizi öneririm.
Orta şekerli bir çoklu oyuncu deneyimi
The Last of Us genel itibari ile tekli oyuncu modunun ön planda tutulduğu bir yapım olmuş. Oyunun çoklu oyuncu menüsünde 2 farklı seçenek mevcut. Bunlar; Erzak Baskını ve Sağ Kalanlar. Bu iki seçeneğin birbirinden öyle keskin bir farklılığı ise bulunmuyor. Her iki modda takımlar halinde savaşıyoruz ve karşı takımı mağlup eden taraf raundu kazanıyor.
Açıkçası The Last of Us’un çoklu oyuncu mantığını klasik Counter Strike mantığına benzettim. Kısaca özetlemek gerekirse, The Last of Us’un çoklu oyuncu deneyimi belli bir süre içerisinde (genelde 2:00 dk) karşı takıma üstünlük sağlama mücadelesinden ibaret. Açıkçası oyun seçenekleri çoğaltılarak, yelpaze biraz daha geniş tutulabilirdi.
Örneğin Modern Warfare 3’ün çoklu oyuncu modları arasında bulunan Infected benzeri bir uygulama, The Last of Us için çok uygun bir seçim olabilirdi. Bilmeyenler için kısa bir özet geçmek gerekirse, Infected modunda, rasgele bir oyuncu virüs kapıyor ve verilen süre içerisinde hastalık tüm oyunculara yayılmaya çalışıyordu. The Last of Us’ın ana hikayesini göz önünde bulundurunca hikayeye paralel bir mod olurdu düşüncesini taşıyorum.
Sınıfınızı seçin ve savaşmaya başlayın
Gelelim oyundaki sınıflara. The Last of Us’ta karşımıza 4 farklı sınıf çıkıyor. Bu sınıflar; saldırı, keskin nişancı, destek ve gizlilik. Bunlara ek olarak kendimizde donatım menüsünden sınıfımızı yaratabiliyoruz. Şunu belirtmek isterim ki her sınıfın kendine has özellikleri bulunuyor. Ayrıca oyunda tecrübe puanı kazandıkça özelleştirme menüsünden karakterimin dış görünümü üzerinde de değişiklikler yapabiliyoruz. Mesela çeşitli maskeler satın alabiliyor ya da kask veya şapkalar takabiliyoruz.
Çoklu oyuncu modunun oynanış dinamikleri ile tekli oyuncu modunun oynanış dinamikleri arasında pek bir fark bulunmuyor. Yani oyunda silahlı düşmanlarınıza karşı nasıl savaşıyorsanız, çoklu oyuncu modunda da bu düzen devam ediyor. Öyle silahı elinize alıp Allah Allah nidalarıyla düşmanın üzerine yüklenemiyorsunuz.
Çünkü koştuğunuz anda düşmanın mini haritasında kırmızı bir noktayla görünmeye başlıyorsunuz. Aynı şekilde ateş ettiğinizde de düşmanlarınız sizi tespit edebiliyor. Tabi ateş ettiğimde fark edilmek istemiyorum diyorsanız, gizlilik sınıfını seçerek görünmez olabilirsiniz. Az önce de belirttiğim gibi, her sınıfın kendine has özellikleri mevcut.
Saklanacak bir yeriniz yok
Duvarların arkasını görebilme yeteneğimiz çoklu oyuncu moduna da aktarılmış. Fakat bu özellik sağlık barını çevreleyen başka bir barla sınırlandırılmış. Yani birkaç saniye duvarların arkasını görebildikten sonra, boşalan barın dolması için beklemek zorunda kalıyoruz. Ayrıca duvarların arkasındaki düşmanı fark edebilmemiz için aradaki mesafenin kısa, düşmanımızın da hareketli olması gerekiyor. Bence bu duvarların arkasını görme olayı biraz oynanışı baltalıyor ve aksiyonu azaltıyor. Tekli oyuncu modunda çok işimize yarayan bu özellik çoklu oyuncu moduna aktarılmasaymış bence daha iyi olurmuş.
Zira bu duvar arkasını görme olayı oynanışın yavaşlamasına neden oluyor diyebilirim. Çünkü sürekli bir köşeye sinip acaba şurada birisi var mı diye kontrol etme ihtiyacı duyuyorsunuz. Zaten hızlı koştuğunuzda ve ateş ettiğinizde düşman radarında göründüğünüzü varsayarsak bir de bu duvar arkası görme işi adeta sizi apaçık ortaya çıkarıyor. Oynanışla ilgili son olarak değineceğim nokta ise takım yardımlaşması. Oyun içerisinde yaralandığınızda takım üyesinden biri gelip sizi iyileştirebiliyor. Bu da takımın harita içerisinde birbirine yakın dolaşmasını avantajlı hale getiren bir özellik olmuş.
Çoklu oyuncu modunda son olarak değineceğin nokta ise haritalarThe Last of Us’ta haritaların en benzer noktası küçüklükleri diyebilirim. Genel olarak kapışmaların 4’e 4 şeklinde olduğunu düşünürsek aslında haritaların küçük olması büyük bir artı olmuş diyebiliriz. Gerçi büyük olsa ne olurdu ki? O kadar özellikle bir adam bile kalsa elimizle koymuş gibi bulurduk. Sonuç olarak toparlamak gerekirse, The Last of Us’ın çoklu oyuncu modu üzerinde biraz daha durulabilirmiş. Öyle klasikleşerek efsane olabilecek bir çoklu oyuncu moduna sahip olmasa da hiç olmamasından daha iyidir diyerek buradan da The Last of Us’a bir artı daha veriyoruz.
Tam bir görsel Şölen
Oyunu oynadıktan sonra şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Naughty Dog oyunu tanıtırken “şimdiye kadar ki en iyi PS3 oyunu” derken son derece ciddiymiş. The Last of Us, görsel manada PS3’ün sınırlarını sonuna kadar zorluyor. Oyundaki karakterlerin detaylandırmalarından tutunda, ışık yansımalarına, çevre düzenlemelerine, gölge efektlerine kadar her şey harika.
Kıyamet sonrası dünya manzarası gerçekten de çok etkileyici. Yıkık binalar, ormanın ele geçirdiği şehirler, her yere uzanan bitkiler son derece gerçekçi. Gerçi bu kıyamet sonrası manzaranın arkasında Enslaved’tan tanıdığımız Mark Richard olduğunu düşündüğümüzde bu görsel şölen pekte sürpriz sayılmaz.
Oyunda ki tüm detaylar en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş ve bunlar olabildiğince oyuna entegre edilmeye çalışılmış. Örneğin birçok oyunda vücudumuza mermiler isabet ettiğinde sadece ekranımız kızarırdı. The Last of Us’ta ise mermi yediğimizde Joel sarsılıyor hatta bazen sarsılmakla da kalmayıp yere seriliyor. Bu unsurlar oyunun gerçekçiliğini son derece üst düzeye çıkarmış.
Sonuç olarak bir yargıya varmak gerekirse; The Last of Us, PS3 için gelmiş geçmiş en iyi oyun olma yolunda son derece iddialı bir yapım. Dahası oyunun devamını yeni nesil Sony konsolu PS4’te görmek bizler için hiçte şaşırtıcı olmaz. Şunu belirtmek isterim ki Naughty Dog, PS3’te ki kapanışını son derece görkemli bir şekilde gerçekleştirdi. Öyle sanıyorum ki Naughty Dog’un yeni yapımları PS4 üzerine olacaktır. PS3’te bile böyle bir yapım ortaya çıkaran çalışanların yeni nesil Sony konsolunda bizlere ne gibi sürprizler hazırlayacaklarını şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum diyor ve sizi oyunun fragmanıyla başbaşa bırakıyorum. İyi seyirler.
Grafik: 10
Ses: 10
Oynanış: 9
Genel: 10
Artılar: Senaryo etkileyici ve seslendirmeler çok iyi. Oyunun Türkçe altyazı desteği sunması başlı başına bir artı. Görsel olarak son derece başarılı. Yapay zeka hareketleri büyük oranda tutarlı.
Eksiler: İşin aslı oyunda öyle çok büyük bir eksiye rastlamadım. Fakat sadece şunu diyebilirim ki, ayak tıkırtısına bile duyarlı olan Cordycepsler, yanımızda oradan oraya koşturan Ellie’yi duymazdan geliyor. Bu da oyun içinde acaba Joel’e bir kasıtlarımı var diye kendimizi sorgulamamıza neden olabiliyor.
Yazan: Osman Tufan
(SDN - ShiftDelete.Net'ten alıntıdır)

PAYLAŞ:

yazar hakkında

Merhaba;
Teknoloji meraklısı, bilişim sevdalısı, junior yazılımcı, metin yazarı, sosyal medya yöneticisi...

blogger benzer konular eklentisi
    Okuyucu Yorumu

0 Yorum Yapıldı:

Yorum Gönder